Yalçın Bey’in hikayesi: Tümörü 11 yılda 2 kez yendim!

62/217
Yalçın Bey’in hikayesi: Tümörü 11 yılda 2 kez yendim!

“Ben Yalçın T., 40 yaşındayım 3 çocuk babasıyım, mesleğim müteahitlik… Beyin tümörünü yendim.”

Yalçın Bey sayısı her geçen gün artan beyin tümörü savaşı galiplerinden biri. İlknur Hanımın da hayatının yarısından fazlasını ve üç küçük canı paylaştığı eşi. İlknur Hanım bu savaşta Yalçın Bey’in en büyük yardımcısı, adeta onun ordularının başkomutanı. İlknur Hanım BT’nin isteğini kırmayarak eşi ve kendisinin hikayesini tüm diğer hastalarla ve yakınlarıyla paylaştı.

İlknur Hanım ve Yalçın Bey böylelikle ülkemizde hasta yakınları arasında var olan bir tabuyu da yıkan ilk kişiler oldular. Maalesef yabancı ülkelerdekinin aksine ülkemizde beyin tümörünü yenmiş kişiler ortaya çıkıp hikayelerini paylaşmaktan çekiniyorlar. Bunun birinci sebebi  belki biraz komik ama kendilerine nazar değeceğinden korkmaları…
Bir diğeri ise o günleri tekrar hatırlamamak istememeleri, ta ki seneler sonra bir nüks olup da karşımıza çıkana kadar. İşte maalesef bu yüzden sitemizin “Tümörü Nasıl Yendim?” köşesinde yalnızca yabancı hastaların hikayeleri var.

Umarız Yalçın Bey ve ailesinin hikayeleri kendilerini zaman zaman çaresiz hisseden pek çok arkadaşımıza umut olur. Bu savaşı yenip geride bırakmış arkadaşlarımız için ise hikayelerini paylaşmaları için bir örnek olur.  İşte İlknur Hanımın ağzından kendi hikayeleri:

(NOT: Yalçın Bey’in soyadı kendilerine rahatsızlık vermemek için tarafımızdan kaldırılmıştır)

2002 Mart: Tümörle ilk tanışma ve 1.Ameliyat

Bizim hikayemiz 2002 mart ayında başladı. Herhangi bir gündü bizim için, doğan güneşle başlayan. O gün, güneşin batmasıyla beraber hayatımızın da güneşi batmıştı adeta.

Öğleye doğruydu eşim bir nöbet geçirdi. Akabinde yapılan tetkiklerle önce konulan epilepsi teşhisi ile yıkıldık arkasından 15 gün sonra Prof.Dr. Nurcan Özdamar’ın tanısı ile: “Sol frontal lobda, konuşma merkezinin üstünde tümör…”

MR kontrollerinin ardından 2003 Ağustos ayında ameliyat olmaya mecbur kaldık. Tümörden alınan örneğe yapılan patoloji sonucu tümörün “Astrositom Grade II” türü bir tümör olduğu ortaya çıktı. Bu ilk ameliyatta tümör tamamen temizlenmiş ve herşey sorunsuz geçmişti. Öyleki eşim ameliyattan 15 gün sonra yapımıyla uğraştığı inşaatın şantiyesine gitti.

İkinci ameliyata kadar hiçbir sorun yaşamadan, eşim ise hiç ameliyat geçirmemiş gibi davranarak 6 yılımızı geçirdik. Ben ise 7 gün 24 saat, her an şavasması gerekecek bir nüks olacağı korkusu ile yaşadım hep.  Olumsuzluktan nefret eden biri olarak bu korkum karamsarlıktan çok bilinçli ve temkinli yaşamak anlamındaydı. Tümör bir gün kapımızı tekrar çalabilirdi ve o zaman hazırlı olmalıydık. Şavaşa hazırlanan bir asker gibi beyin tümörü konusunda kendimi mümkün olduğu kadar eğitmeye çalışıyordum. Bu bazen çevremde dalga konusu hatta acıma konusu olsa da.
2008 yılında şiddetli bir nöbetin ardından yapılan MR tetkikinde yeni bir tümöre oluşumuna rastlandı. Eşim yeniden ameliyat oldu. Bu sefer yapılan patoloji incelemesi yeni tümörün “Oligoastrositoma Grade III” türü bir tümör olduğunu gösteriyordu. Prof. Nurcan Özdamar tarafından yapılan ameliyat başarılıydı. Hatta daha sonra görüştüğümüz ünlü beyin cerrahları Prof.Dr.Gazi Yaşargil ve Prof.Dr.Necmettin Pamir tarafından mükemmel olarak nitelendirilecek kadar.  Ameliyat başarılıydı ancak cerrahlar eşimin felç olma riskinden ötürü tümörün tamamını alamamıştı.

İkinci Ameliyat

Tümör neden 6 sene sonra nüks etmişti? Şayet eşim tümöre aldırış etmemek yerine kendine daha dikkat ederek yaşasaydı bunu engelleyebilir miydi? Yoksa onun bu şekilde bu konuyu çok dert etmeden yaşaması ondaki olası bir nüksü geciktirdi mi? Şayet ilk ameliyat sonrası radyoterapi ve kemoterapi görse idi bir nüks yaşar mıydık? Yoksa yaşam kalitesi açısından daha mı kötü olurdu? Dolu dolu geçirdiğimiz 6 yıla gölge düşer miydi? Bunlar zaman zaman kafamı meşgul eden sorular.
Bu ameliyattan sonra doktorumuz herhangi bir radyoterapi veya ilaçlı tedaviye gerek olmadığını söylemişti. Fakat ben kendimi eğitmek için okuduklarım sayesinde bu tür tümörlerde ameliyatın ardından radyoterapi ve kemoterapi uygulaması yapıldığını öğrenmiştim. Bu konuyu doktorumuza açtığımda kendisi buna olumsuz baktığını belirtti. Bu beni tatmin etmese de eşimi ve ailesini ikna etmeye yetmişti. Öyle ya hiçbirimiz doktordan daha iyisini bilmiyorduk. Ameliyattan sonra yapılan 3 aylık MR kontrollerimizde tümör stabil olduğunu gösteriyordu.
Yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunu hissediyordum. Eşim sık sık nöbet geçiriyordu. Nöbetlerin sıklığı zamanla daha da artmıştı. Çok sevdiğim eşimin bu halde çırpınışını görmek yüreğimi parçalıyordu. Babalarını bu durumda görmek en çokta çocukları etkiliyordu. Çaresizlik içinde eşimin bu nöbetleri en kısa sürede atlatabilmesi için çeşitli yöntemler arıyorduk hepimiz. En sonunda ailesinin de desteği ile eşimi bir başka uzmana görünmeye ikna ettik.

Yeni tedavi

Görüştüğümüz nöroloji uzmanı Prof. Dr. Necmettin Pamir, benim ikinci ameliyat sonrası radyoterapi ve kemoterapi konusunda diretmekte aslında ne kadar haklı olduğumu ortaya çıkardı. Kendisinin tavsiyeleri ile 2011 yılı Şubat ayında radyoterapi ve eş zamanlı olarak Temodal uygulamasına başlandı ve bu tedavilerin iyi sonuç verdiğini daha sonra gördük. Nisan ayında çekilen MR bizi sevindirdi. Tümör artık gözle görülmeyecek kadar küçülmüştü.  Hastalığımızın başından beri bizim yanımızda olan ve hakkını ödeyemeyeciğimiz radyasyon onkoloğumuz Dr.Oğuz Çetinkaya’ya göre geride kalan artık “tümörün posası” idi. Oğuz Bey aynı zamanda eşimin ucu açık Temodal tedavisine başlamasında da büyük rolü olan uzmanlardan biridir.

Bu noktada şunu da belirtmeden geçemeyeceğim, beyin tümörlerinde hasta yakınlarına büyük görevler düşüyor. Hasta yakınları okuyup kendilerini eğitmeliler. Kesinlikle tek bir doktorun sözü ile yetinmeyip farklı uzmanların görüşlerini almalılar. Herhangi bir konuda tatmin olmadılar mı bunun peşini sonuna kadar bırakmamalılar.

Üçüncü ameliyat

Artık kötü günler geride kaldı diye düşünürken 2011 Haziran ayında eşimin beyin kanaması geçirmesiyle tekrar yıkıldık. Acil olarak kaldırıldığımız Ege Özel Sağlık Hastanesinde Prof.Dr. Nurcan Özdamar tarafından 3.kez ameliyatı oldu. Ameliyat başarılıydı ancak bu beyin kanaması eşimden alacağını almıştı. Eşim artık felçli idi, ve belki de bir daha hiç yürüyemeyecekti.

Fakat biz henüz pes etmeye hazır değildik ve felci de yenecektik.

Mucize!

Hastaneden çıkmasının ardından hemen eşimin evde kullanabileceği bir bisiklet edindik ve eşim her gün bu bisikletle çalışmaya başladı. Beklediğimiz  mucize 1 ay sonra gerçekleşti. Eşim artık yeniden yürüyebiliyordu. Evet, azmimizle ve çalışmamızla felci de yenmiştik! Ancak bu mucize sihirli bir değnek ile, gizli bir iksirle değil, çalışarak gün be gün azar azar iyileşmelerle gerçekleşti. 1 ay uyuyup bir ay sonra uyandığımızda eşimi tekrar yürür bulmadık. En önemlisi karamsarlığa kapılmadan, yapabileceğimize inanarak gerçekleşti.

Radyoterapinin ortalarına doğru eşimin saçları döküldü, ancak bunu dahi çok sorun yapmadık. Eşimin radyoterapi gördüğü 9 Eylül Üniversitesindeki doktorumuz bize bu saçların tekrar çıkmayacağını söylemişti. Ben ise bu saçların tekrar çıkacağına inanıyordum kendisi ile bir iddiaya girdik. Kendi hazırladığım bitki yağı kürlerini haftada 1-2 gün üç saat uyguladım. Söylemeye gerek yok iddiayı ben kazandım! Eşimin saçları gün geçtikçe çoğalarak yeniden çıkmaya başladı…Yani etrafınızda size inanmayanlara aldırış etmeyip her şeye rağmen inanıp azmedince oluyor.

Nöbetler tarih oldu

Eşimin hastalığı sırasında bizi en çok sıkıntıya sokan konulardan biri eşimin sık sık geçirdiği nöbetlerdi. Bu nöbetler artık tarihe karıştı. Bunu da sitenizden öğrenip uyguladığımız “Ketojenik Diyet” e borçluyuz.  Nöbet sorunu olan tüm hastalara bu diyeti uygulamalarını öneririm kesinlikle işe yarıyor. Bu diyet sayesinde hayatımızın ne kadar değiştiğini anlatamam.

Bugün

Eşim şu an gayet sağlıklı. Kendisi normal yaşamına, işinin başına geri döndü. Arabasını kendi kullanıyor, inşaat şantiyelerine ziyarete gidiyor.

İkinci ameliyattan sonra eşim artık beslenmesine ayrı bir özen göstermeye, daha çok spor yapmaya ve aile yaşamımıza daha fazla dikkat etmeye başladı. Bol bol gülüyoruz, komedi filmleri seyrediyoruz. Bu hastalığın hayatımızı karartmasına izin vermiyoruz.  Çocuklarımız bu kısa hayatlarında bir yetişkin kadar güçlü olmayı öğ
Biz 11 yıl boyunca tümörle 2 kez karşılaştık 3 kez ameliyat geçirdik ve her seferinde yendik. Bunu sihirli mucizelerle, iksirlerle yapmadık, karamsarlığa kapılmadan yenebileceğimize inanıp azmedip çalışarak gerçekleştirdik. Allah bizim gibi tüm diğer hastalara da şifa versin.  Hayatta en iyi bildiğimiz şey daha hiçbir şey bilmediğimiz olsun.rendiler, onlarda bizler kadar bilgi sahibi oldular bu hastalık hakkında, şimdilerde evde küçük nöroloji uzmanları dolaşıyor. Kimbilir ileride be beyin cerrahı olurlar. Bu hastalıkla tanıştığımızdan beri ailece en sevdiğimiz dizi Dr.House oldu.

İlknur ve Yalçın T.
İstanbul, 14.11.2011

 

Arkadaşkarınla paylaş:

34c yorum:

deniz2014/10/21 saat 23:32Cevapla

Benim yiyeniminde 2 yil önce uru oldugu ortaya cikti. Iyi huyluydu ama beynin hassas yerlerindeydiydi. Ilk ameliyatin da yuzde doksan alindigi soylendi. Ama sonra bu kadar alinmadigi ortaya cikti. Beyninde sivi birikmeye basladi bi alet taktilar. 10 yada 15 gunde bir bu sivi igneyle alindi kafasindan. Bu arada bir gözünü kaybetmisti. Ve gecen hafta 2. Ameliyatina girdi. 1 hafta oldu tam yogun bakiminda tümörn hepsi alindi dendi. Ama beyni calismiyor. Kafasinda ödem olustu .Rabbimden umudumuzu kesmiyoruz.. Kesmeyecez dua ediyoruz hep. Kalbi calistigi icin azda olsa umudumuz var. Allah bu hastaliklarla mücadele edenlerin yardimcisi olsun. Gercekten cok zor..

1 2 3 4

MENU